Sağlık, kısaca kendini iyi hissetme hali olarak tanımlayabileceğimiz ve ancak yitirdiğimizde kıymetini bildiğimiz görece en kıymetli varlığımızdır. Sağlığımızı büyük ölçüde, genlerimiz, yetişmemiz ve çevre koşulları belirler. Sağlıklı olma hali bir çok etmene bağlı olarak iniş çıkışlar gösterir. Bizler; biyolojik ve fiziki bir çevre ile sürekli etkileşim halinde doğar, yaşar, ürer ve ölürüz. Çevresiyle uyumlu olmayan bedensel ve ruhsal bir yapı sağlıksızlığa tutsaktır. Sağlıksız beslenme, düzensiz çalışma, yeterince dinlenememe ve stres gibi etmenler vücudun olağan düzenini bozar. İnsan kendini mutlu eden, ruhunu doyuran sanatsal uğraşlarından, entelektüel etkinliklerden yoksunlaşırsa, ruhsal sağlığı da bozulmaya başlar, dış çevreden kaynaklı, ekonomik ve sosyal çalkantılardan derinlemesine etkilenmeye başlar. Bireysel yaşamlarımızda anlaşılamaz mükemmelliyetçilik baskısı bizleri sağlıkta da yanlış algılara itmektedir. Karşılığını zaten bulamayacağı düzeye çıkmış beklentileri sağlıklı çerçevede tutmadan huzur sağlanamayacağı açıktır. Bedensel savunmalara saygı duyan, gereksiz aşırı müdahalelerden uzak bir sağlık anlayışının günümüz toplumunda yaygınlaşması için gerekli bilgilendirme platformları sağlanmalıdır.
Doğa, temel özelliği değişme ve yenileme olan ve canlıların da içinde bulunduğu nesneler dünyasıdır. Madde ve enerjinin sürekli etkileşimde bulunduğu ve canlılığımızı sağlayan ve koruyan, bizim de içinde bulunduğumuz ortamdır. Doğada hiçbir şey boşa tüketilmez. Enerji veya doğal nesneler yeniden kullanıma sokulur. Değişimlerinden olumlu veya olumsuz birçok yönde etkileniriz.
Canlılar dünyasının bir üyesi olan insan, kendisinin de bir parçası olduğu nesneler dünyasının dinamikleri konusunda bilgilendikçe, canlılığını belirleyen ve sağlığını etkileyen temel yasaları öğrenip içine sindirdikçe, yani kısacası doğayı derinlemesine tanıyıp, onun bir parçası olduğu duygusunu ve bireysel dengesini sağlıklı bir platforma oturtabilecektir. İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özelliği bilim yapabilmesidir. Bu çerçevede insanlara; yaşadığı ortamın ev, iş, şehir, ülke, kıta ve dahası dünyanın tümünü içeren bir doğa bilgi ve görgüsü donanımı sağlanmalıdır. Türdeşlerimize saygı duyma etiği, cansız nesnelere saygı duymakla başlar. Doğa insansız varlığını bir şekilde sürdürebilir ama insan doğasız varlığını sürdüremez.
Çevre, insanların ve canlıların yaşamlarını kazandıkları ve sürdürdükleri fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır. Nesneler dünyasının sürekli etkileşim içinde bulunduğu ve bir anlamda yaşamın varlığı ile büyük ölçüde şekillenmiş ortamdır ve karmaşık ilişkilerle dinamik ve değişken dengelere sahip kompleks ancak bir o kadar da değişken bir yapıya sahiptir. Kendisini evrenin merkezine koyma dürtüsü ile vurdumduymaz bir yaşam döngüsü kurmuş insan; bu gidişle kendi türünün geleceğini aynı ortamı paylaştığı ve yaşamı gerek kökensel gerek güncel anlamda paylaştığı tüm canlılarla beraber yok edecektir. Birbiriyle genetik bağ kurulamayacak iki canlı türü bulunmamaktadır. Bu kökensel ortaklık diğer canlılara sevgi, acıma ve benzeri duygulardan daha çok bir aile bireyi gözüyle bakma gereğini zorunlu kılmaktadır. Canlılar dünyasının köken aldığı ve doğrudan karşılıklı ilişkide olduğu nesneler dünyasının temel yasaları bu kompleks ilişkilerin dinamiklerini belirler ve ilgisizmiş görünen olaylar arasındaki bağları belirler.
Bilim, denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan hipotezler, yasalar ve kuramlar oluşturma ve bunları doğrulamaya ve yanlışlamaya çalışma çabasıdır. Kökeninde insanın kendisini, toplumu ve bir bütün olarak evreni anlama çabası bulunur. Bu çaba, olgusal, mantıksal, nesnel, eleştirel, öndeyişsel ve ilişkisel düşünüşü esas alır. Bu nedenle, bilimin işleyişinde dogmatizm değil, eleştirellik, tek tek olguları sıralamak değil nedensel bağlantılar kurmak esastır. Bilim insanları nesneler dünyasını inceler, deneyler ve gözlemler yaparlar. Bilgi üretir, hipotezler, kuramlar ileri sürerler ve yasalar tanımlarlar. Üretilen bilgi, ileri sürülen hipotez ve teoriler daima sınanırlar. Üretilen bilgiler ve fikirler bilim dergilerinde kitaplarda ve kongrelerde yayımlanır. İnsanı, doğayı ve çevreyi ilgilendiren konuların tümü bilim süzgecinden geçerek anlam ve gerçeklik kazanır. Bilim dünyası ile tanışan insanlık bugününe ve geleceğine sahip çıkmanın en önemli unsuruna sahip olur. Bilimsel düşüncenin halk içinde yaygınlaşması toplumun topyekün kalkınması için temel koşuldur.